Sanayi sektörleri, Türkiye’nin ihracatında yüzde 82’ye yaklaşan pay ile ihracatın dinamosu oldu. Özellikle savunma ve havacılık sanayi ihracatında yüzde 48.8 oranındaki yüksek artış kaydetti
Sanayi sektörleri, Türkiye’nin ihracatında yüzde 82’ye yaklaşan pay ile ihracatın ana sürükleyicisi olmaya devam ederken; özellikle savunma ve havacılık sanayi ihracatında kaydedilen yüzde 48,8 oranındaki yüksek artış oranı, Türkiye’nin yüksek teknolojili ve stratejik sektörlerdeki küresel görünürlüğünü kanıtladı.
Ankara Sanayi Odası (ASO), 2025 Yılı İhracat Değerlendirme Raporu’nu yayımladı. Küresel ticarette artan jeopolitik riskler, yüksek faiz ortamı ve korumacılık eğilimlerine rağmen, Türkiye’nin ihracatının bir önceki yıla göre yüzde 4,5 oranında artarak 273,4 milyar doları ile yeni bir seviye yakaladığı belirtilen raporda, “Sanayi sektörünün yüzde 82’ye yaklaşan pay ile ihracatın ana sürükleyicisi olmaya devam ettiği görülmektedir. Otomotiv endüstrisi, kimyevi maddeler, elektrik-elektronik, hazır giyim ve konfeksiyon ile çelik sektörleri, ihracat hacmi bakımından öne çıkmıştır. Özellikle savunma ve havacılık sanayii ihracatında kaydedilen yüzde 48,8 oranındaki yüksek artış oranı, Türkiye’nin yüksek teknolojili ve stratejik sektörlerde küresel ölçekte daha görünür hâle geldiğini teyit etmektedir” denildi.
AVRUPA’NIN TERCİHİ
Küresel ticaretteki görünümün, Türkiye açısından büyüme fırsatı çıkardığına işaret edilen raporda, Avrupa tedarik zincirlerinde yakın coğrafyadan tedarik eğilimlerinin güçlenmesinin Türkiye’nin ihracat artışını destekleyebileceği vurgulandı. Türkiye’nin ihracatının yüzde 65’inden fazlasının 20 ülke pazarında yoğunlaştığına dikkat çekilen raporda, bu durumun kısa vadede avantaja neden olduğu, orta ve uzun vadede ise talep daralması, jeopolitik gelişmeler ve korumacı eğilimler karşısında kırılganlık alanı oluşturduğu vurgulandı.
TÜRKİYE ÇİN İLE AYNI SEPETE KONUR MU?
Raporda, Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatı için de şu tespitlerde bulunuldu: “Türkiye, AB ile derin bir sanayi entegrasyonuna sahiptir ve ihracatının yaklaşık yüzde 45’ini AB’ye gerçekleştirmesine rağmen, ‘Made in Europe’ sürecinde otomatik olarak ‘içeride’ kabul edilen bir ülke konumunda değildir. Bu durum, bir yandan riskler barındırırken diğer yandan önemli fırsatlar da sunmaktadır. Türkiye açısından en önemli risk, Çin ile aynı tedarikçi sepetinde değerlendirilme ve karbon düzenlemeleri yoluyla maliyet baskısına maruz kalma ihtimalidir.”